Jamie Vardy — kariyerine sanki geç kalmış ama hep tam zamanında gelmeyi başaran o nadir forvetlerden biri. Futbol hızlanıp gençleşirken ve giderek daha “atletik” bir oyuna dönüşürken, o kendi rotasında ilerledi: geç vites yükseltti, büyük sahneye geç adım attı, geç yıldızlaştı — ve tam da bu yüzden rakipler için rahatsız edici bir bilmeceden ibaret kaldı. Şimdi 38 yaşında ve forvetlerin hâlâ “en zorlu” lig diye andığı Serie A’da. Artık eskisi gibi sürati yok; gücü de hiçbir zaman fazladan değildi; 179 santimetrelik boyuyla, dünyanın en uzun boylu liglerinden birinde, irili ufaklı savunmacıların arasında yaşayan bir “yaşlı” gibi duruyor. Ama rakamlar tartışmaya izin vermiyor: 11 maçta 4 gol; hepsi oyun içinden ve Kasım ayının oyuncusu ünvanı.
Geç Başlangıç, ama Tam Zamanında Olmaya Engel Değil
Onun hikâyesi artık başlı başına bir futbol alt türü: 20 yaşında, modern futbolda birçok oyuncunun çoktan büyük kontratlar imzaladığı dönemde, Vardy ancak fazlalıkları bir kenara bırakıp işin ciddiyetine döndü. 25’inde ilk kez profesyonel lige uzaktan yakından benzeyen bir seviyeye adım attı; 29’unda ise “Leicester”ın şampiyonluk mucizesi için gereken kadar golü attı. Şimdi İtalya’da — taktiğin, disiplinin ve pozisyonu herkesten önce okumanın değer gördüğü bir ligde. Vardy’nin buraya uyumu hızla değil, akılla oldu.
Kör Alan, Onun En Sevdiği Bölge
Bugünkü gollerinin sırrı — zoru basite indirme becerisinde. Güçle ya da çalımla düello kazanan tiplerden değil. O, alan kazanıyor. “Atalanta”ya karşı her şey sıradan göründü: tamamlayıcı bir dokunuş, gösteriş yok. Ama vuruştan hemen önce her şeyi belirleyen küçük bir detay vardı: Djimsiti’nin sıkı markajı altındayken, Arnavut savunmacının topa dönmesiyle oluşan o yarım saniyeyi yakaladı ve anında görüş hattından kayboldu. Zerbin şutunu çıkardığında savunma Carnesecchi’ye doğru fırladı — Vardy ise savunmacıların artık kalmadığı yerde kaldı. Saf forvet disiplini: topa koşmak değil, topun düşeceği yerde olmak.
“Juventus”: Tek Bir İtme ve Doğru Seçilen An

“Juve” maçında ortaya, zamanlama ders kitabına yazılacak bir sahne çıktı. Yüksek bir şişirme top, normalde kolay bir uzaklaştırma, yanında — Federico Gatti: 195 santimetre, yaklaşık 90 kilo; fiziğini kullanmaktan çekinmeyen bir savunmacı. İlk bakışta Vardy’nin orada yapacağı bir şey yok gibiydi. Ama o da zaten hava topuna girmedi — anı hedef aldı.
Gatti geri geri koşarken topu karşılayacağı noktaya geldi; ayakları dar basmıştı, ağırlık merkezi yükselmişti, denge kırılgandı. Vardy, itişin “güç” değil “denge bozulması”na dönüştüğü o anda dokundu. Savunmacı yere düştü, kalkıp hızlanmak için saniyeler kaybetti — Vardy’nin yakaladığı avantajı bitirmek içinse bu fazlasıyla yeterliydi: bire bir kaldı ve farkı gole çevirdi.
“Bologna”: Kaybol ki Cebi Bul

“Bologna”ya attığı iki gol — aynı felsefenin devamı. İlk pozisyon neredeyse “Juve” ile aynı yerden başladı: öne atılan bir top, savunmacı yukarı bakıp kafayla uzaklaştırmaya hazırlanıyor, Vardy ise ona doğru koşuyor ama… havaya çıkmak için değil. Rakip hava topunu alınca, Jamie sırtına sızdı, kör alanda kayboldu ve sağ tarafa, “cep” diye tabir edilebilecek boşluğa süzüldü. Savunmacı, pas sonrası dönüp baktığında Vardy’yi yanında göremeyince sanki kendi de şaşırdı. Sonrası basit: rahat bir bire bir ve soğukkanlı bir bitiriş.
İkinci gol, devre sonrasında daha da ince bir okumanın ürünüydü. Top hâlâ “Cremonese” yarı sahasındayken Vardy, stoper ile sağ bek arasındaki kanala kaydı; “Bologna”nın sağ beki o anda dörtlü savunmanın içinde tek başına öne çıkmıştı. Yani Jamie, stoperin onu kör noktada bırakacağı (top ters kanada gidiyor — stoperin bakışı oraya dönük) ve kenar savunmacının da onu sahada tutamayacağı tek yeri buldu.
“Bologna” savunmacısı Heggem, Vardy’yi aklında tutuyordu ve top kanada geçmeden önce bir kez daha dönüp kontrol etti. Jamie güvenli bir mesafedeymiş gibi görünüyordu. Ama o fırsatı gördü ve hızlandı; Norveçli ise bir an geç kaldı. Kale ağzında Vardy önce vardı.
Enerji İçeceği, Inzaghi ve Gelecek Hissi
Dışarıdan bakınca, gollerinde “özel” bir şey yokmuş gibi gelebilir. Oysa mesele tam da bu: vuruş anına kadar görünmez kalabilmek. Eusebio Di Francesco’nun Vardy’yi Pippo Inzaghi’ye benzetmesi boşuna değil: aynı şekilde arkaya koşu atıyor, sınırda oynuyor ve savunma hattıyla aynı çizgide kalmayı kusursuz yapıyor.
Takım arkadaşı Romano Floriani, işin günlük tarafını da anlatmıştı: enerji içeceklerini adeta “tükettiğini”, kulüpte onların dolu olduğu ayrı bir buzdolabı bulunduğunu ve sanki sürekli içtiğini söylüyordu. Ama ona engel olmuyor: Jamie antrenmana çıktığında yaş kendini belli etmiyor. Vardy ise pasaport sanki sadece bir kâğıtmış gibi konuşuyor: Serie A’nın Premier League’den daha teknik olduğunu, daha fazla taktik ve top kontrolü içerdiğini, bunun da onu gelişmeye zorladığını söylüyor.
Pasaport Susar, Goller Konuşur

Vardy zamanı kaba kuvvetle yenmeye çalışmıyor. O, anları yeniyor: mikro bir hareketle, kör alana atılan tek bir adımla, sprint yerine doğru bir beklemeyle, mücadele yerine doğru bir pozisyonla. 38 yaşında gol atmasının sebebi gençliğini geri getirmesi değil; bir forvetin en temel zanaatini otomatiğe bağlaması: topun düşeceği yerde olmak ve işi mümkün olduğunca basit yapmak. Bu çalıştıkça, hikâyesinin hâlâ bir devamı var — sanki gerçekten önünde daha “gelecek” varmış gibi.







